RUHUN İLACI

Sizlere yıllar önce yaşadığım bir anımı paylaşacağım. Seneler geçsede o an o huzur o mahcubiyeti hiç unutmadım. Üniversiteye gidiyorum o zamanlar dersten çıkmışım yorgun, telaşlı, kafamda sınavları, notları nasıl toparlayacağımı tartıyorum ve haddinden fazla dersle boğuşuyor olmanın sıkıntısı oturmuş yüreğime. Neyse minibüs dönüş yolunda ayaktayım bir yandan tutunmaya çabalıyorum. Bayır aşağı hızla ilerliyor araç. Kimseyi görmüyorum kafam dolu. İşte o an öyle huzur veren öyle tesirli bir ezan sesi duyuldu ki çok yakın çok sesli çok derin.. minibüsteki gürültü o an derin bir sessizliğe bıraktı yerini. Hava hafiften kararmaya başlamış ve akşam ezanı duyulan. Ardından akıllardaki manasız tüm dertler değer görmeyi bıraktı. Tam göğsümde dertlerden ağırlaşan o taş kalktı, huzurla doldu kalp. Bu sessizliğin bir süre daha devam ediyor olması o an o minibüsteki herkesin kalbine ezanın pek tabi tesir ettiğini gösteriyordu. Bu ancak yaşanabilir, hissedilebilir birşeydi. İllaki her insanın kalbine dokunduğu zamanlar olmuştur ilaç gibi. Yıllarca aklımdan çıkmadı ve hatta o araçtan inmem, eve varmam dahil sadece hayatın güzelliğini düşünmeme neden oldu. Bazen hayattan kopuşlar yaşıyoruz. Dertlere tasalara ve elde ettiğimiz maddi şeylere dalıp yok oluyoruz hayatın içinde. Manasızca kayboluyoruz. Boş yaşamak ve içini doldurmamak gibi birşey işte. Umarım her kopuş sonrası huzur, kendine geliş ile dokunur kaplere bizleri vareden ALLAH.

Reklamlar

BİR O KADAR TANIDIK!

Öncelikle okumuş olduğum bir haberi paylaşacağım sizinle. İlk başlarda ilginç gelecektir ama sonrasında bir o kadar tanıdık. Günümüzde dahi bir deli bir taş atıyor peşinden binlerce akıllı atlıyorken 1950’li yillarda isviçrede çekilen bir reklam filminde spagetti ağaçlarının olduğu ve tarımının yapılma şekli kayda alınıyor. Bu reklam filmi ingilterede şaka maksatlı gösteriliyor. Fakat o zamanki durum ve şartlarla birlikte düşünürsek siyah beyaz görsel durumun daha net anlaşılmasını engelliyor ayrıca bilgiye ulaşma imkanının sınırlı olduğu zamanda insanlar bu duruma spagetti ağaçlarının olduğuna ve bu şekilde yetiştiğine inanıyor ve yapılan ankete pek çok insan bu şekilde cevap veriyor. Günümüz itibariyle komik fakat o dönem itibariyle anlaşılabilir duruyor.

Şu ana dönersek bilgiye bu kadar rahat ulaşabilir olduğumuz ve ne denli kolay iletişim sağlayabildiğimiz aşikar. Bu yüzden şu an bu platformda bir şekilde içerik üreten ve diğer insanlardan farklı olan, fark katan herkese sonsuz saygı duyuyorum. Artık herkesin birer yazar olduğunu, kitap yazdığını vesaire söylemlerle yazın platformlarını ve yazarları aşağı çekenlere inat içindeki yazma arzusunu bırakma! Korkmadan yaz! Yanlış bulsunlar! Eleştirsinler! Sen yaz! Hep yaz!

TAM ŞU AN VAZGEÇ!

Eleştirmek hayat gayesi olmuş. Hem kendini hem de çevreni yıpratma. Bak çevrene kötüye odaklanma iyiyi Gör! Hisset! Şükret! Yıllarca eleştir, sorgula diye empoze ettiler. Ancak böyle kalkınırmışız hadi canım.. Herkes birer eleştirmen oldu çıktı. O dozu kaçırma arkadaş. Eğer daha iyiye, güzele teşvik etmiyorsan daha iyisini yapamıyorsan ya da böyle kendini daha yukarıda konumlandırıyorsan sus! Ancak eleştiriyi pozitif bir dille yapabiliyorsan ve sonucunda bir tavsiye de bulunabiliyorsan. İşte sen çok şık bir eleştirmensin. Hem altını doldurup hem de çiçeklerle süslüyorsun. Böylece dinlenmeye değer olursun ve iyilik dağıtan bir elçisindir artık. Sürekli olumsuzu konuşan ve bunu negatif bir dille karşıtlık oluşturarak yaptığında psikolojik olarak karşı tarafı gardını almaya zorluyorsun, can sıkıyorsun.. Bu dönem artık iyiye, güzele doğru yolculuğu birlikte başarabiliriz. Herkes yorulmadı mı sokakta çatacak adam arayan, otobüs şoförüne dert olan, iş yerinde veya evinde gereksiz huzursuzluk çıkaran insanlardan. Derin bir nefes çek içine! Doldur ciğerlerini! İçine dolan havanın verdiğin nefesle birlikte senden öfkeni, huzursuzluğunu nasıl alıp gittiğini, arındığını hisset ve gülümse.

ABARTMA!

Alışverişi abartma! Gezmeyi abartma! Sosyal medyayı abartma! Velhasılıkelam nerede abartmaya başlıyorsak işte aynı zaman da orada arıza vermeye başlıyoruz. Peki neden bu noktaya gelmiş olabiliriz? Evde eşten, anneden, babadan mı şefkat göremedik. Ya da hayatımız boyunca hayal ettiğimiz şeylerden çok mu uzak yaşadık? Bu durum öfke ve üzüntüyü dışarı atma yöntemidir belki.. Veyahut sadece istediği her şeye kavuşmuş ve doyum noktasına ulaşmış birinin çığlıklarıdır. Artık ne yapacağını bilemeyen bir insanin arızaya bağlaması da olabilir. Doyumsuzluk hissi ile baş edemiyoruz. İnsan sıkıldığında heyecan arar, aksiyon arar dolayısıyla. Giydiğimiz kıyafetler son moda olsun, en iyi marka olsun, takipçim şu kadar olsun, şuralara gitmeliyim ve fotoğrafını paylaşayım da havam olsun gibi.. kısa süreli tatminler peşinde koşup duruyoruz ama sonu yok! Moda da ki devir daimin böyle hızlı ilerlediği dönemde aldığın elbise modanın gerisinde kalacak! Aldın bitmedi tekrar ve tekrar alacaksın her ay her gün bir yenilik.. Evet aldın, giydin, paylaştın. Ne kadar mutlu etti peki? Hazzın süresi neydi? Alıp giyip paylaşman arası geçen süre kadar ve anlamını o dakikadan sonra yitirdi. Hadi yeni tatmin arayışları başlasın o zaman. Ve böylece bu kısır döngünün içine bambaşka hayat başlıklarıyla hapsolduk kurtulmak için bir adim at!

GÖRDÜĞÜMÜZ ŞEYLER İŞTE O BİZİZ!

İnsan beyni devamlı değişim ve dönüşüm gerçekleştiriyor ve bu süreçte insan bulunduğu ortamın şeklini almaya başlıyor. Bulunduğu ortama göre şekillenen beyin yani bizim kimliğimiz.. Peki biz ne izliyoruz? Ne okuyoruz? Nerelere gidiyoruz? Ne yapıyoruz? Bütün uğraşlarımızın sonucuyuz aslında. Bunları hadi bir düşünelim.. Bir günü ne yaparak geçiriyoruz? İyi bir dilek sunduğumuz birileri oldu mu? Selam verdiğimiz, içten bir gülüş attığımız birileri oluyor mu? Yoksa çekiştirip karaladığımız, kötülük yaptığımız veya planladığımız durumlar, kisiler.. Gündemimizi kendimiz oluşturuyoruz. Nelerle ilgilendik peki yaptığımız işin en iyisini yapma çabası ya da yine aynı işin sonucunda aynı ücreti alacağım şöyle bir yapmış olmak için yapmak mı? Sırtına ne yükledin bugün? İyiliği, kötülüğü ve kimin hakkını gasp ettin peki.. Belki o an, yarın yahut yıllar sonra başına yaptıklarına benzer veya daha büyük bir kötülük ya da iyilik geliyor olabilir mi? İnsan bir tohum diker bu tohum kaktüs ise illa büyür kocaman olur ve gün gelir sana batar.

VARLIKLA YOKLUK ARASINA SIKIŞMIŞ İNSAN YIĞINI

Varlık ya da yokluk kavramını sorsak:Çalışan bir adama ya da kadına ne derdi? Bir başka pencereden bakıp yiyecek ekmeği olmayan bir çocuğa ya da bolluk içinde ama hasta bir adama. Düşünsenize bazıları eksildiği yerden yaralı bazıları da çoğaldığı yerden. Kimi için bir göz odan, sıcak bir evin, sıcak bir aşın varsa eğer varlıklısındır. Pek çoğu içinse son model telefonun varsa evin , araban varsa.. Gülümsemek için nedenlerimiz yetmiyor artık. Gerçek, içten, samimi gülüşler azalıyor. Hep bi fazlasini istediğimizden olsa gerek: Gülüşlerimizi dışardan satın alır olduk. Peki ya içimizde ki boşluğu yarım saatlik bir saatlik izletilerle doldurabilir miydik? Ne kadar sürebilirdi ki verdiği mutluluk. Dünden bugüne bizi mutlu eden şeyler değerini kaybediyordu. Mutlu olduğumuz gülümseyebildiğimiz şeyler şekil değiştiriyordu. O zaman gerçek mutluluğu birine ettiğin yardımda ara zorda olan el de.. Çoğumuz unuttuk bir müşkülün devası olduğunda hissettirdiği huzuru, damakta bıraktığı tadı.. Kim bilir belki bir mazlumun duasına gizlenmiştir arayıpta bulamadığın mutluluk..

Alegori Bab’ın Zaferi

Bir tarafta korkuların bir diğer tarafta şu hayattan beklediğin ve o bir türlü olmayan şeyler.. Hep hayatı ıskalamaktan, hayatı kaçırmaktan korktun ya hani. Tek çaban da bunun için değil miydi? Sıkıca tutup kaçırmamak ellerinden. Peki ya sonuç ne oldu? Tutamadın zamanı, engel olamadın geçti gitti: bir göz kırpma mesafesiydi farkedemedin. Neler yapmadın ki bunun için olmazlara olur dediklerin, olması gerekenlere sırt dönüşlerin. Nerede kaldı o mantık abidesi en iyi bilen hep en doğrusunu yapan. Dan! dan! Kafana vurdu gerçekler. Hesaplar, planlar tutmadı. Hep tekrar tekrar başladın. Hata da buradaydı aynı kafayla tekrar başlayan aynı hatayı yinelerdi elbette. Aklında hep doğrular ve yanlışların dansı vardı. Seçimlerindi seni sen yapan ve doğru yanlış bilincin. Kimin ne dediğini umursamadan yaşamaya başladığında ve yalnız başına sokağa çıkıp bir kafede kendine çay ısmarlamakla başlayabilirdi hayat yeniden. Herşeye rağmen bir adım at! Bu adım ile kim bilir belki benlik bilincin değişir. Bir insanın önem arz etmesi önce kendine vereceği önem ile başlar. Bunu anlamayı başardığın gün: ZAFERİNİN İLK GÜNÜ.

Web sitenizi WordPress.com' da kurun
Başla